Loading
gerçek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gerçek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Ağustos 2011 Cuma

Uzlaştırma

BİLİM VE DİN

Din olmaksızın bilim topal, bilim olmaksızın din kördür.
ALBERT EINSTEIN

Bilim ve din, bilim ve din, bilim ve din. Eğer insanlar yeterin­ce duyarlı olsaydı, bilim ve din arasındaki ilişki aslında in­sanları çıldırtabilirdi. Çünkü bilimle din arasındaki ilişki sadece, filozoflar açısından can sıkıcı dikenler olmayı sürdüren şu kah­redici ikililerden biri olmaya mahkûmdur -zihin ve beden, bilinç ve madde, gerçek ve değer. Öte yandan, hem bilim (ya da bir tür teknik-ampirik bilgi) hem de din (ya da bir tür anlam, değer, aş­kın amaç ya da her zaman el altında olma) sıradan erkekleri ve kadınları her zaman özgürce kendine çekmiştir. Yine de, onların birbirine nasıl bağdaştırılacağına gelince, Shakespeare'in dediği gibi, "Ah, ve işte pürüz".

Bir şey kesindir: Gerçek entegral bakış ya da Her Şeyin Teorisi (H.Ş.T.), bilim ve din ilişkisini şöyle ya da böyle uzlaştırmalıdır.

Birçok kitabımda bu hassas konuyu özellikle ele aldım*. Bu kitapların, tipik bilim ve spiritüellik tartışmalarında duyulmayan görüşleri (aşağıda özetleyeceğim görüşler) geliştirdiğine inanı­yorum. Bu görüşlerin büyük ölçüde göz ardı edilmeye devam edileceğinden de kuşkulanıyorum, çünkü onlar, basit olarak Ruh konusundaki görüşleri değil, doğrudan Ruh deneyimini savunu­yor. Başka bir deyişle, doğrudan düşünceyi ve deneyimsel spiritüelliği bu tartışmaya dahil etmeye çalışıyorum, oysa bu konudaki yazarların birçoğu sadece söz konusu felsefi ya da bilimsel görüşleri tartışmak istiyorlar: Doğrudan deneyimleri değil, so­yutlamaları... Sanki bir grup bilim adamı Hawai'nin kumsalları­nı tartışıyor ve Hawai'ye gidip bakacakları yerde, bir sürü coğ­rafya kitabını alıp araştırma yapıyorlar. Araziyi değil, haritaları inceliyorlar, bu bana her zaman oldukça tuhaf gelmiştir.

Tabii ki, ikisinin de yeri var - doğrudan spirituel deneyim ve bu deneyimlerin daha doğru haritaları ve modelleri. Ve tabii ki, Her Şeyin Teorisi'nde ikisi de dönüm noktası olacak kadar önemli. Bakalım.

Şekil 4-1
Varolmanın Büyük Yuvası.
Huston Smith'in izniyle uyarlanmıştır, Forgotten Truth: The Common Vision of the World's Religions (Unutulan Gerçek: Dünya Dinlerinin Ortak Görüşü), (San Francisco: HarperSanFrancisco, 1992, s. 62)

1 Ağustos 2011 Pazartesi

"Nasıl?"

Elisabeth Kübler-Ross revolutionised the way that doctors and hospitals in the Western world deal with dying patients. Before her 1969 classic book On Death and Dying, medical staff often did not tell patients with terminal diseases the truth about their conditions. Patients would find themselves isolated, unable to share their fears and concerns with their carers. Kübler-Ross's work changed all that.
...

Kübler-Ross began one section of her book with the statement, "To tell or not to tell, that is the question," but went on to say, "The question should not be 'Should we tell . . .?' but rather 'How do I share this with my patient?' " She thought that the most important issue is the medical person's own psychological outlook. The physician should first examine his or her own attitude toward malignancy and death to be able to talk about such grave matters without undue anxiety.


  
Sorunun hastaya söyleyip söylememek değil, hastaya açık biçimde ve dürüstçe nasıl söylenebileceği olduğu yolunda Elisabeth Kübler-Ross'la aynı görüşteyim. 
Irvin Yalom


Dost acı söyleyen değildir. Acıyı tatlı söyleyebilendir.
Mevlana

24 Temmuz 2011 Pazar

Bölünmüş Beyin Deneyleri

...
Nörobilim dünyasına büyük katkılar sağlamakla birlikte, Sperry'e Nobel ödülünü kazandıran çalışmalar bunlar değildi.
Sperry ve öğrencileri eğer beynin iki yarımküresi, corpus callosum (iki yarımküreyi birbirine bağlayan büyük sinir bandı) kesilmek suretiyle birbirininden ayrılırsa, yarımküreler arasındaki bilgi iletiminin sona erdiğini ve aynı bireyde, işlevsel olarak birbirinden bağımsız iki ayrı beynin varlığının söz konusu olduğunu gösterdiler.

Bu bulgular, corpus callosumun kesilmesinin belirgin hiçbir davranışsal etki yaratmadığı yönünde olan (ve yine birtakım bulguların yanlış yorumlanması sonucu ortaya çıkan) genel inanışı çürüttü.

Olası açıklama, iki yarımkürenin her ne kadar birbirlerinden ayrılmış olsalar da, genel olarak ortak bir karar içinde olmaları ve bu sayede de açık seçik bir anlaşmazlığın ortaya çıkmaması.

Bununla birlikte Sperry ve grubu, yaptıkları dahiyane testlerle, bölünmüş beyin operasyonunu takiben davranış farklılıklarının gösterilebileceğini kanıtladılar.

Sperry araştırmalarına kedi ve maymunlarla başladı fakat daha sonra, epilepsiyi kontrol altına alabilmek için beyin yarımküreleri cerrahi müdahale ile birbirinden ayrılarak tedavi edilmiş hastalarla çalışmalarına devam etti. Her iki yarımkürede bilinçli birer zihnin varolduğunu bu hastalarla gösterdi. Konuşma ile ilgili işlevleri yürüttüğü bilinen sol beyin, dil, aritmetik ve analizi içeren her türlü etkinlikte baskındır. Sağ beyin ise "sessiz" ve sadece basit toplamaları yapabilme yetisine sahip olduğu halde, mekansal algılama - haritaların anlaşılması gibi- ya da insanların yüzlerini tanıma gibi konularda sol beyine baskındır. Söz konusu hastalar incelenene kadar, sağ yarımkürenin bilinçli olduğundan bile şüphe ediliyordu.

Sperry, sağ lob ile iletişim kurmayı sağlayan yollar tasarlayarak, sağ yarımkürenin düşünülenin aksine kendi içinde bilinçli, düşünen, algılayan, hatırlayan, sorgulayan, isteyen, hisseden bir sistem olduğunu ve hem sağ hem de sol yarımkürelerin aynı anda bilinçli olabileceğini gösterdi.

Çifte bilincin keşfini sağlayan bu bölünmüş beyin deneyleri, beyin araştırmalarında, yeni yeni alanların açılmasına ve günümüzde bu konuların biyologlar ve elbette filozoflar tarafından çalışılmasına olanak sağladı.


Roger Sperry (1913-1994)

Görünenler ve Okunanlar

22 Temmuz 2011 Cuma

Görme Algımızın Güvenilirliği

BBC'nin Brain Story adlı belgeselinden alınmış bir kesit, ve Türkçe altyazılı hali...
Kesit yukarıdaki videonun ikinci yarısında, altyazılı hal ise aşağıdaki adreste bulunabilir.


Çeviri: AylinER
Hazırlayan: Hakan Çakmak

Sizi ağırlamak adına sunacağım hiçbir şeyim yok
der yavaşça Hactar,
 ama sunacak olsam tek sunacağım şey de ışığın aldatmacaları olur. 
Işığın aldatmacaları ile rahatlama imkânı da vardır, aslında. 
Eğer tüm sahip olduğunuz o ise...
Hayat, Evren ve Her şey
Douglas Adams


Araştırmalar artarak göstermekte ki; beynimiz sürekli gördüğünü çarpıtıp değiştirmekte. Beynimiz hayal ederek cesurca kestirmeden gitmekte. Her seferinde elde ettiğimiz görüntüyü, yeni baştan değerlendirmeye alacağımız yere... Dışımızda neler olduğunu, geçmiş deneyimlerimizden yola çıkarak tahmin ediyoruz. 

Gözlerimizi her açtığımız an, beynimiz çok yoğun oranda ek bilgiyle dolmakta. Beyin, dışarıda ne olduğunu görmemize izin vermez, çoğunlukla uydurur durur. On yıldan  fazla zamandır nörobilimciler kendi özel dünyamızı nasıl yarattığımızı yavaş yavaş anlamaya başladılar.

 Eğer etrafınıza bakarsanız dünya oldukça yüksek çözünürlüklü,neredeyse fotografik olarak net ve tam gibi gözükmekte. Aslında bu resmin oldukça küçük bir kısmını elde ediyorsunuz. Gerçekte gördüğünüz ya da gördüğünüzü düşündüğünüz pek çok şey ile  hafızanızı dolduruyorsunuz. Kendi dünyanızda, geçmişte yaşadığınız deneyimlerinizi ve elde ettiğiniz bilgileri kullanarak... 

Görsel beynin, gözden ulaşan bilgilerden çok, hafızaya dayalı değerlendirme yaptığı anatomik çalışmalarla ortaya çıkmıştır. Geçmişte gördüğümüz herşeyin bilgisini kullanıyoruz  gerçekte dışarıda ne olduğunu hayal edebilmek için.

En dikkat çekici olay beyinde bilindik 32 adet görsel alan olduğu. Hepsi başka alana sinyal  yolluyor ve o alandan geri sinyaller alıyor ve o geri alınan sinyaller ön taraftan gelenlerle benzer ölçülerde, dolayısıyla inanılmaz derecede geriye dönüşlü bilgi akışı var. 

Bu bilgi akış yollarının keşfi, görsel beyni anlamada tamamen devrim yapmıştır. Görsel beyni artık dış dünyadan gelen bilginin içeriye doğru aktığı tek gidişli cadde gibi düşünemeyiz. Onun yerine, beynin derinliklerinden gelen ve geri beynin derinliğine dönen yoğun miktardaki depolanmış bilgi, çift yönlü bir cadde gibi gözükmekte. Dolayısıyla dünyayı algılamamız, gözümüzün önünde durandan değil görmeyi umduklarımızdan etkilenmekte. 

Bu oda normal gözükmekte ama aslında çok büyük ölçüde şekli bozulmuş. Kızlar tıpa tıp aynı ölçüde ama beyniniz onları o şekilde görmenize izin vermiyor. Odanın sağ tarafının sol tarafa göre daha büyük olduğunu söyleyemezsiniz. Sol köşeye doğru eğimli olan zeminde mobilyalar, beyninizi aldatmak için özel olarak tasarlanmıştır. Tüm bunlar, kızın odanın bir ucundan diğerine doğru yürürken ölçüsünün değiştiği illüzyonunu yaratmakta.

Beyniniz, basit anlamda, size odayı olduğu şekli ile görmenize izin vermiyor, onun yerine sizde kayıtlı olan hafızayı kullanarak kestirmeden gidiyor. Bu odanın bir görüntüsünü yaratmak diğer tüm odaları nasıl görmeyi umduğunuza bağlı.   

Bu, görsel hafızamızın, hayallerimizin gözümüzün önünde duranı algılamamızı nasıl etkilediğine şaşırtıcı bir örnek.

12 Temmuz 2011 Salı

Gerçek olan sessiz

İçinizdeki gerçek olan sessiz, edinilmiş olan ise gevezedir.
Halil Cibran