Loading

18 Aralık 2014 Perşembe

Kadim Korkular ve Teknoloji

Google Glass, içindekiler.
~

Larry ve Siborglar

Menlo Park, California, 1999. Google’ın kurucuları Larry Page ile Sergey Brin atılmış bir yemek masasıyla çalışma tezgâhının arasına sıkışmış. Tezgâhın üstünde kasası açık bilgisayarlarla, karton kutularla ve bir kablo salatasıyla sarmalanmış, tüplü bir monitör duruyor. Loş garajda bir bisiklet duruyor ve içerisi hem ter hem de temizlik malzemesi kokuyor. Buraya ofis diyorlar. Larry Page’in o sıralar "Yapay zekânın en son hali olan Google" dediği vizyonun doğum yeri burası.

Mountain View, California, 2014. Bu vizyon, Google'ın futuristik merkezinde şekilleniyor. Google, bilgiye ücretsiz erişim dendiğinde akla gelen ilk şey. Ama Page ile Brin daha fazlasını istiyor: Günlük yaşantımızı kolaylaştıran, bizi küresel olarak birbirimize bağlayan akıllı bir teknoloji. Bir gün, bizi ölümsüz kılacak bir teknoloji.

Ünlü YZ (yapay zeka) araştırmacısı Carl Page’in oğlu Larry Page'i 2005’te California’nın Mojave Çölü’ndeki DARPA Challenge’e çeken de buydu. Orada gördükleri onu çok etkilemişti. Özerk olması gereken, yani sadece bilgisayarların kontrol ettiği 23 araç (bazıları çim biçme makinesine ve golf arabasına benziyordu) kendi başına giderken, 212 aracın da engelli parkurda birkaç kilometre sürülmesi gerekiyordu. Fakat araçların çoğu yol alamamıştı. İçlerinden biri kum tepesine saplanmış, diğeriyse bir çalılığa takılıp kalmıştı. Yazılımı çöken bir başkası ise kendi etrafında daireler çiziyordu. Yol kenarında yarışı izleyenlerin birkaç kez kaçıp canını kurtarması gerekmişti.

Zekâya giden yolda Alman katkısı

Finiş çizgisine sadece beş araç ulaşabildi. Kazanan, Stanley takma adlı bir Volkswagen Tuareg’di. Çatısındaki kutu biçimli çevre tarayıcı haricinde normal bir araçtan hiçbir farkı yoktu, sürücüsü ise bagajdaydı: Altı adet Pentium M işlemciyle donatılmış (her biri 1,6 GHz hızında) bir bilgisayar sistemi. Bu sistem lazerli tarayıcıdan, kameralardan ve GPS modüllerinden aldığı verileri işleyerek finiş çizgisine giden rotayı otomatikman buluyordu. Larry Page bundan o denli etkilenmişti ki Stanley’nin geliştiricisi Sebastian Thrun'u dört yıl sonra Google'a çağırdı. Solingen doğumlu bu adam işte burada, Google vizyonuna doğru büyük bir adım atarak sürücüsüz otomobili geliştirmeye başladı.

Sürücüsüz otomobilleri birçok iddialı proje izledi: ana bilgisayar Google Brain, insansı robotlar, internet balonlarının oluşturduğu küresel ağ ve daha birçok şey. Google bir süredir sadece bir arama motoru sağlayıcısı olmaktan çıkmış durumda. Google kampüsü insanlığın geleceğine adanmış bir laboratuvar sayılabilir. En büyük soru, acaba bu devrimci ürünler için heyecanlanmalı mıyız, yoksa dâhi beyinlerin yönettiği, ardına akıl almaz bir finansal destek ve bilgisayar desteği almış bu küresel şirketten korkmalı mıyız?

Şirketin misyonu halka, ürkütücü olmayan bir biçimde tarif ediliyor. Google'ın ana sayfasında şöyle diyor: "Google dünyadaki bilgiyi organize etmeyi, her an herkesin erişimine ve yararına sunmayı amaçlamaktadır." Kısa süre önce Larry Page "Kulağa tuhaf gelebilir, çünkü bu işi on beş yıldır yapıyoruz ama daha emekleme aşamasındayız,” dedi. Fakat klasik, klavye kontrollü Google araması kimi zaman, örneğin akıllı telefon üzerinde çok kullanışlı değil. Michiel Dacchiani, CHlP’e verdiği demeçte “Burada sesle kontrol, bilgiye erişmek için çok daha iyi bir seçenek,” dedi. Bacchiani, Google'da ses tanıma algoritmaları üzerine çalışmalar yürütüyor. Ona göre, akıllı telefonunuz daha siz sormadan, bağlamdan yola çıkarak ne aradığınızı tahmin edebilirse (söz gelimi, havaalanının çıkış kapısını) bu çok iyi olacak. Zeki sistemlerin özelliği, bilgiyi kendilerinden talep edilmeden sunmaları.

“Bilgisayarların biz insanların ne yaptığını ve ne istediğini bilmediğini görüyoruz,” diyor Larry Page. Bu, arama sorgularının otomatik tamamlanması, mobil aygıtlarda sesle kontrol ve Google'ın asistan hizmeti Now'daki veri bağlantıları için geçerli. Google, zeki bir sistemin eksikliğini çekiyor. Veriyi sabit kurallar üzerinden işleyen bir arama algoritmasının burada faydası dokunmuyor. Peki, hangi sistem sayısız sinyali kaydedebilir, önemli bilgiyi göz açıp kapayana dek süzebilir ve bu bilgiden yola çıkarak karar verebilir? Yanıt hem bariz hem de iddialı: insan beyni.

Google bilgisayarları düşünmeyi öğreniyor

Google beyni denenmiş ve onaylanmış bir yöntemle simüle ediyor: yapay sinir ağlarıyla. Bunlar beyindeki sinir hücrelerinin örgüsünü, özellikle de birbirleriyle olan bağlantısını (sinaps) tanımlıyor. Basitçe anlatmak gerekirse, bağlantı ne denli güçlüyse bilgiyi o kadar hızlı aktarıyor ve daha uzun süre saklıyor. İnsan beyni söz konusu olduğunda, bu bağlantılar öğrenme süreciyle güçleniyor. Yapay sinir ağları da bunu başarabiliyor. Google'ın peşinde olduğu şeyi, yani "Derin Öğrenme" denilen, insan müdahalesi olmadan özerk öğrenmeyi yapabiliyorlar.

Sinir ağları onlarca yıldır beyni simüle etmede kullanılıyordu. Ama Google araştırmacısı Bacchiani, "Fakat günümüzde hesaplama gücü ve mevcut veri hacmi çok arttı,” diyor. "Bu da söz konusu modellerin performansını artırdı.” Android'deki ses tanıma hataları Derin Öğrenme algoritmaları girişim yapan gürültüyü daha etkili filtreleyebildiği için %25 azalmış. Bu, Google için büyük bir adım çünkü Bacchiani’nin sözleriyle, "ses tanıma Android’i bir dijital asistana dönüştürme projesinde kullanılacak kilit teknoloji.”

“Kedi”: Google YZ’nin ilk sözcüğü

Mountain View, 2012. Birbirine bağlı 1.000 adet bilgisayarın boğucu vızıltısı ve soğutma sistemlerinin gürültüsü "Dikkat! Düşünme işlemi sürüyor!” anlamına geliyor. Gayri resmi olarak Google Brain (Beyin) adı verilen bu anabilgisayar, YouTube videoları arasından gelişigüzel seçilmiş 10 milyon görüntüyü analiz ediyor. Yapay beynin yapması gereken şey, bu içeriği önceden belirtilmiş 22.000 kategoriye (mesela insan yüzü, otomobil ya da bisiklet) ayırmak. 16.000 adet hesaplama çekirdeği, bir milyar civarı beyin hücresini simüle ediyor. Karşılaştırma için belirtelim ki insan beyninde 100 milyar sinir hücresi mevcut.

Araştırmacılar monitörde soyut ev, yüz ve uçak biçimleri görüyorlar. Bunlar, kategorilerin genel simgeleri. Şimdiye dek her şey plana uygun işlerken birden ekranda hiç hesapta olmayan bir şey, bir kedi suratı beliriyor. Araştırmacılar şaşırıp kalıyor zira anabilgisayar kendi kendine kedileri tanımayı öğrenmiş. Simüle edilen beyin hücreleri kedi görüntüsüne o kadar sık rastlamış ki bir yapay nöron, kedi içeren tüm görüntülere yanıt vermeye başlamış.

Peki, bu bir zekâ belirtisi mi? Bu sorumuza yanıtı Münih Teknik Üniversitesi’nin Garching araştırma merkezinde arıyoruz. Aslında burası çekidüzen verilmiş bir hoca odasından başka bir şey değil. Burada YZ araştırmalarının yürütüldüğüne ilişkin tek belirti, bir camekanın ardındaki robot kol. Profesör Alois Knoll, Google araştırmacılarının coşkusunu irdeliyor. "Tanınmış olan görüntülerde gerçekten de kedi deseni var ama sistem bunun kedi olduğunu anlamış değil.” Zira anlamak, kedinin, insanın kucağına alıp sevebileceği evcil bir hayvan olduğunu bilmek demek. Google Brain sadece birbirine benzer desenleri saptamış ve bu desen de bir kedi suratı. "Google araştırmacıları sırf buna bakıp 'Sistemimiz kedileri tanıdı’ diyor" diye açıklama yapıyor, insan beyninin araştırılması ve simülasyonu için bir girişim olan Human Brain Project'te çalışan Knoll. Yani Google Brain'in tek yaptığı benzer nesneler sınıfını temsil eden bir desen saptamaktan ibaret. Bu nesnelerin kedi olmasının hiçbir önemi yok.

Dahası, Google Brain tüm hesaplama gücüne karşılık çok önemli bir şeyden yoksun. Allois Knoll'un Münih Teknik Üniversitesi'nden bir meslektaşı olan Dr. Florian Röhrbein "Biz robotikte şöyle deriz: Beyin, düşünmek için değildir," diyor. “Beyin, uygun davranışı sağlamak için vardır ve bunu da ancak bir bedenin içindeyse ve o beden de bir çevrenin içinde yer alıyorsa yapabilir.” Yani zekâ vücuttan ayrı olamıyor.

Larry Page bunu gözden kaçırmış değil. O yüzden, robotların uzun süredir Google laboratuvarlarında yürümeye çalışmasına şaşırmamalı. Android'in geliştiricisi ve daha 90’larda Carl Zeiss’ta robotik mühendisi olan Andy Rubin, Google’ın robotlarından sorumlu. Google’ın YZ sistemi geliştirmesini anlıyoruz da, neden robotlar? Yaptığı resmî açıklamaya göre Google bu robotları elektronik parçaların daha hızlı üretimi ve ambarlarındaki lojistiği iyileştirmek için tasarlıyor. Fakat Google’ın çok eski bir bilimkurgu fikrini, yani günlük akıllı asistanınız olan robot hizmetçiyi gerçeğe geçirmesi de olanaklı. Böylesi bir robot, şu anda Android akıllı telefonlara tıkılıp kalmış akıllı telefonların doğal bir uzantısı olurdu. Robot uzuvlardan yola çıkarak daha iyi yapay uzuvlar geliştirmek de olanaklı. Kısaca, bize siborgları anımsatan, insanlıktan gelen zaaflarımızın ve yetersizliklerimizin üstesinden gelip telafi edecek bir teknoloji.

İnsan olmak hastalık mı?

Bu düşüncenin ardında, ancak dikkatlice baktığımızda görülen tartışmalı bir fikir var: Transhümanizm, yani insanötecilik. Peki bu fikrin neresi tartışmalı? Amerikalı siyaset bilimci Francis Fukuyama bunu bir defasında "dünyanın en tehlikeli fikri” olarak nitelemişti. 1970’lerde popülerlik kazanan görüş, insanların teknoloji aracılığıyla daha iyi, daha güçlü ve daha mutlu olabileceği inanışına dayanıyor. Ya da dünyanın en ünlü insanötecilerinden ve Cryonics (canlı dondurma) uygulamasının babası Robert Ettinger'in bir defasında söylediği gibi, "İnsanlık, tedavi etmemiz gereken bir hastalık.”

Bu fikir Larry Page'in günümüzün en önde gelen insanötecisi Ray Kurzweil’le 2012’de tanışmasından sonra Google kampüsüne yayıldı. Fırça kaşlı, monoton sesli, sizden daha çok şey bildiğini anlatan sırıtışı yüzünden hiç eksik olmayan, 66 yaşındaki Kurzweil, Page’den yeni kitabı “How to Create a Mind”ın (Bir zihin nasıl yaratılır?) taslağını okumasını istedi. Bu kitapta Kurzweil, zekânın, akıl yürütmenin ve bilincin beyinde nasıl geliştiğini ve bu süreçlerin makinelerde yeniden nasıl üretilebileceğini tarif etmeye çalışıyor. Larry Page bundan o kadar etkilendi ki Kurzweil’a bir iş önerisinde bulundu: Google’ın kaynaklarını kullanarak akıllı bir bilgisayar yapma. "Yapay zekâya harcadığım 50 yılın dönüm noktası,” diyor Google’a Mühendislik Direktörü olarak katılan Kurzweil.

Ray Kurzweil en çok da tekillik teziyle tanınıyor. Ona göre, 2045 yılından önce, maliyeti 1.000 doları geçmeyen tek bir bilgisayarın işlem gücü tüm insan zihinlerinin toplam gücünden daha fazla olacak. Bu noktada insanlık ve yapay zekâ birleşerek biyolojik kökenimizden farklı, süper zekâlı bir gerçeklik ortaya çıkacak. İnsan ile makine, sanal ile gerçek arasındaki fark ortadan kalkacak. İşte, Google mühendisi Kurzweil’in korkutucu rüyası bu.

Eleştirmenler, Ray Kurzweil’ı beynin yeteneklerini desen tanıma düzeyine indirgemekle suçluyor. Böylece onun, bizi insan kılan duyguları, akıl yürütmeyi ve bilinçli tercihleri görmezden geldiğini söylüyorlar. Kurzweil’in insanlıkla ilgili sanki başka bir fikri var. Zürih Üniversitesi YZ laboratuvarının yöneticisi olan Prof. Rolf Pfeiffer, "Kurzweil ölmekten korkuyor,” diyor. “O yüzden kendini sağlıklı tutmak için her gün onlarca ilaç içiyor. Amacı, kendini teknolojiyle birleştirerek ölümsüzlüğe erişmek.” Pfeiffer bu fantezilerin ardında kadim korkuların yer aldığını düşünüyor. ‘‘Kurzweil gibi insanöteciler, bizim de biyolojik varlıklar olduğumuz ve bir gün biyolojik bir sona varacağımız gerçeğiyle yüzleşmek istemiyor."

Larry Page bu eleştirilerden etkilenmiyor. O yüzden de Kurzweil'in 2013 yılında Google’a katılmasından bu yana şirket bu insanöteci vizyona dönük birçok şirketi satın aldı (zaman çizelgesine bakınız). Sektör uzmanlarına göre, Google dünya üzerinde bu alanda uzman olan kişilerin neredeyse yarısını bünyesine kattı ve Derin Öğrenme üzerine çalıştırıyor.

Miami, Florida, Aralık 2013. Google'ın vizyonu kanatlanıyor. Transformers filmindeki robotları andıran bir silüet, mavi renkli iki bacağıyla kendinden emin bir tavırla merdivenin basamaklarını tırmanıyor. Yolundaki molozları yana iterken, kapıları açıp gaz kaçıran vanaları kapatırken uzuvlarındaki elektrik motorları vızıldıyor. Kafası yok, onun yerine korkunç, kapkara bir gövdesi ve her yerinden fışkıran kablolar var. S-One adlı bu robot, Japon firması Schaft tarafından geliştirilmiş. S-One’ın başarıyla geçtiği parkur ise, yine kendisinin ezici bir üstünlük kazandığı DARPA Robotics Challenge'a ait. Tıpkı DARPA çöl yarışını kazanan Sebastian Thrun gibi, bu yarışmayı kazanan Schaft da artık Google'ın bir parçası.

Google'ın satın aldığı firmalar
Google 2010’dan bu yana yapay zekâ ve görüntü / ses işleme alanına muazzam bir yatırım yapıyor. 
İnsanöteci (transhumanist) Kurzweil’ın da Google’a katılmasıyla şirket satın almalar adeta katlandı.


Geleceğin teknolojilerine yatırılan milyarlar

S-One gibi robotlar bir gün akıllı, günlük asistanlara dönüşebilir. Ancak bunun için korkutucu görünümlerinden sıyrılmaları lazım. Endüstriyel tasarım konusunda güçlü olmadığı bilinen Google’ın Nest’i 2014'te satın almasına şaşırmamalı. Nest, termostat ya da duman detektörü gibi sıradan aygıtları peşinde koşulan ev aksesuarlarına dönüştüren bir firma. Nest’in kurucusu Tony Fadell'in becerileri (Fadell aynı zamanda iPod’u icat eden kişi) Nest'i satın almak için zaten geçerli sebep. Eğer çekici robotlar geliştirebilen birisi varsa o da muhtemelen Fadell olacak.

Google’ın yapay uzuvlar yapma niyeti varsa bunun için de tasarım becerisine ihtiyacı olacak. Google’ın biyoteknolojiyle ilgilendiğini anlamak için 23andMe ve DNAnexus gibi genetik mühendisliği firmalarına yaptığı yatırımı bilmek yeterli. Ayrıca California Life Company’nin (kısa adıyla Calico) kurucusu da Google.

Bu firma Larry Page ile biyoteknoloji öncüsü Arthur Levinson tarafından kuruldu ve yaştan kaynaklanan hastalıklarla mücadele ediyor. Biyolojik bir sondan korku ve teknolojiyle buna karşı mücadele etmek, tam da insanöteciliğin tanımına uyuyor.

Mountain View’a, Google merkezinden yaklaşık bir kilometre öteye geri dönüyoruz. Önünde durduğumuz sıradan, iki katlı tuğla bina, tüm fikirlerin (dâhice olanların da, anlaşılmaz olanların da) bir araya geldiği yer. Burası, Google X'in araştırma laboratuvarı. 2010 yılında laboratuvar Sebastian Thrun’un liderliğinde kendi kendine giden otomobiller geliştirmeye başladı. Bu, Google-X'in "Moonshot projesi" adını verdiği birçok projenin ilkiydi.

Günümüzde Google X'in ardındaki itici güç Thrun'un ardından gelen Moonshot piri. Eric "Astro’’ Teller. Eric, Manhattan Projesi kapsamında hidrojen bombasını geliştiren fizikçi Edward Teller'ın torunu. Larry Page’in yeni Google fikrinin ondan iyi temsilcisini bulmak zor. Teller’ın sloganı şu: “Bir çözüm fikri geliştirdiğimizde, insanlığın karşısındaki tüm büyük sorunlarla uğraşacağız.” Ya da Larry Page'in tabiriyle, rakiplerinden %10 değil, 10 kat daha iyi olmaya çalış.

Larry Page'in "on kat’’ düşüncesi yüzünden, Google hiçbir projeye aşırı büyük, hiçbir fikre saçma gözüyle bakmıyor. Amerikan dergisi Wired’ta Teller bu düşünce tarzının Google araştırmacılarının günlük etkinlikleri üstündeki etkisini anlatıyor: “Larry'ye fişini taktığınızda çalışan bir zaman makinesi isteyin, bununla yetinmek yerine size 'Neden çalışması için fişe takmak gerekiyor ki?
Elektriksiz çalışsa olmaz mıydı?' diyecektir. Bu onun coşkulanmadığı ya da beğenmediği anlamına gelmiyor. Onun doğası ileriyi, hep bir adım sonrasını düşünmek." Sorulması gereken şey bu: Yenilik peşindeki bu çılgınca dürtü bizi nereye götürüyor? Biz, sıradan ölümlüler bu parlak zekâlı ve üretken çocukların ileri teknolojili laboratuvarlarında geliştirdikleri şeylerden korkmalı mıyız? Peki Google günlük yaşantımızı, toplumumuzu kendi fikirleriyle nasıl değiştirecek?

PC ne zaman insanı geçecek?
Ray Kurzweil, 2045 yılında 1.000 dolar maliyetli bir bilgisayarın tüm insanların beyin gücünün toplamından daha güçlü olacağını öngörüyor. Bu tekillik düşüncesine Moore yasasında tarif edilen, hesaplama gücünün üstel artışıyla varmış.


Google ve teknolojide totaliterlik

Google merkezine en son gidişimizde gördüklerimiz bizde korkutucu bir izlenim bıraktı. Çalışanların kıyafetlerinin üzerinde farklı renkte etiketler var. Tam zamanlı çalışanlarda (örneğin programcılarda) bu renk beyaz. Dışarıdan hizmet sağlayanlarda (yemekhane ya da temizlik görevlilerinde) kırmızı. Stajyerlerde yeşil. Sadece "beyazlar” Google'ın tüm ayrıcalıklarından, örneğin ücretsiz lüks yemekten, Google'ın bisiklet ve servis hizmetlerinden faydalanabiliyor. Diğerleri bu ayrıcalığa sahip değil.

Bir de "sarılar’ var. Bunların hiçbir ayrıcalığı yok. Bunlar genelde kitapları sayısallaştıran ScanOps departmanının çalışanları. Sarıların büyük kısmının koyu tenli insanlar olması belki de bir rastlantı. Fakat Google'ın bu sınıf sisteminin bilinmesini istemediği bir gerçek. Sözgelimi, bir zamanlar Google kampüste kırmızı isim etiketine sahip olan Andrew Wilson, farklı renk etiket taşıyanlarla bu sistemi anlamak için röportaj yapmak istediğinde şirketten kovuldu ve çektiği tüm görüntülere Google tarafından el kondu.

Bu durum, demokrasiyle ilgisi olmayan politik sistemleri çağrıştırıyor. Dresden Teknoloji Üniversitesi'nde teknoloji felsefecisi olan Prof. Bernhard Irrgang "Korkarım ulus-aşırı (transnasyonel) totalitarizm yükselişte." diyor.

Yani demokratik denetlemenin sınırları dışında kalan bir sistemden söz ediyoruz zira 20. yüzyılın siyasî totalitarizminden farklı olarak Google gibi mega şirketler dünyayı saran ağ sayesinde tüm küresel ölçekte boy gösteriyor. Irrgang, "Bu totaliter form politik olan kadar korkunç değil ve kendini savaşlarla göstermeyebilir," diyor. Fakat bunun teknolojiyi yücelten ve gelecekte sosyal statünün teknoloji erişimi ve kullanımıyla belirlendiği bir dünyaya yol açmasından korkuyor.

Yanı hepimiz yarı makineleştiğimiz, her açıdan optimize edildiğimiz bir Google dünyasının tehdidiyle mi karşı karşıyayız? Bu insanöteci düş olanaksız değil ama olası da değil. Zira evrim tarihi ilerlemenin daha fazla rahatlık ve beraberinde daha çok uygarlık hastalığı getirdiğini gösteriyor. İşte size üstünde çok çalışılmış bir örnek. Kanada'daki göçmen Oji-Cree kabilesi diğer insanlarla ilk defa 1960’larda temas kurdu ve onların teknolojilerini benimsemeleriyle birlikte obezite, kalp hastalığı, alkolizm ve intihar gibi daha önce bilmedikleri şeylerle karşılaştılar. Modern teknolojiye rağmen hayatları artık daha mutlu değildi.

Belki de Google’ın vizyonu bizi Ray Kurzweil'in tahmin ettiği gibi tekilliğe değil de Amerikan dergisi New Yorker'da yazan bir yorumcunun türettiği “sofalarity’ye (kanepelik) götürecek. Bu sözcük, insanların, rahatlığın simgesi olan kanepeden ibaret olduğu, teknoloji olmadan hayatta kalamadığı, her ev işini robotların yaptığı bir geleceği anlatıyor. Google'ın vizyonu yoksa bizi ileri değil de geri mi götürüyor?

~

Google'ın gelecek laboratuvarı
Google X laboratuvarında araştırmacılar insanlığın ciddi sorunlarını çözecek iddialı projeler üzerinde çalışıyor

Kendi kendine giden otolar trafik kazalarını önleyecek ve akıllı trafik planlamasına izin verecek.
Google Glass bilgiyi doğrudan görüş alanına sunuyor ve mobil aygıtları gereksiz hale getiriyor.
Project Loon'un amacı stratosfere yerleştirilecek içi gaz dolu balonlarla uzak yörelere internet bağlantısı sağlamak.


Google Contant Lens gözyaşı sıvısına bakarak kan şekeri düzeyini ölçecek ve şeker hastalarına yardımcı olacak.
Google Brain insan beynini model alan bir bilgisayar, kendi kendine öğrenen akıllı sistemlerin yaratılmasını kolaylaştırıyor.
Uzay Asansörü hâlâ tartışılan bir proje ve uzaya yük taşımak için kullanılacak bir asansörü kapsıyor.

~

CM / Barış Emre Alkım, CHIP dergisi, Kasım 2014, sf 34-42

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder